[email protected]

Bir Bizlik Yok Sen ve Ben Arasında – Cihan İnan Bekar

Madem ki Kobanê’de kıpırdayan yaprağın esintisini yanağımızda duyamıyor “biz”lik, madem ki Suruç’ta ortasından yarılıp coğrafyanın dört köşesine dipsiz bir yasla, öfkeli bir yemin düşüren bahar bahçesi hala ‘yeterince uzak’.. Önce kendi kapımızın önü denmişti değil mi.. Başlayalım o halde: bir bizlik yok sen ve ben arasında.

Anlıyorum. Ayrıcalıklarını dövüşerek kazanmadın. Sana tanındı. Herkes kadar hakkındı elbet, ama bedelsiz de değildi hani. Yitirmekten endişe duyduğun o konforu, ömrün boyunca eğile büküle, yutulmaz olduğu halde suyuna gide gide, köprüyü geçene dek nice ayıya dayı diye diye edindin. O nedenle eğilip bükülmeden, direne direne edinilen, sende hep kulaklarını sağır eden, bir türlü dile getiremediğin bir horgörü uyandırdı. O horgörüyü aslında kime duyuyorsun bir sor bakalım kendine.

Çıkarlarından fedakarlık etmemek adına, ayrıcalığını koruma isteğinin gerekçesi olarak ilan ettiğin şeye ‘cesaretle’ korku adını verdin. Bunun için takdir ve anlayış bile gördün. Ne kadar da dürüsttün! Oysa cesaret, kaybetmekten korkmana rağmen, sonuçlarını bilerek, “yaşamaya dair” ne varsa sımsıkı sarılarak, korkunun üzerine yürümekti. Dürüstlük bunu gerektirir.

Korku insanidir. Senin sınandığınsa açlık değildi. Canını kaybetmek hiç değildi. O tali, küçük lükslerden belirsiz bir süre yoksun kalma ihtimali, kolay yoldan tıkır tıkır işleyen o tatlı düzeni bozmak, hiç işine gelmedi. Herkes kadar hakkın olan bir şeyi, herkes gibi hak etmek için, herkes kadar mücadele vermek, çılgınca bir “romantiklik”ti. Bunun adına rasyonellik dedin.

Bedelini göze aldığın bir tek mücadele vermeden, geçiş yaptığın kısayolculuğunla övündün. Sana bilgelik bahşeden ‘itidalli’, ‘uzlaşmacı’, ‘çiçek çiçek kalp kalp’ bir sürü buldun karşında. Ya ne yapacaktın değil mi, sen de onların konforu oldun. Bir de öyle dik dik durup, sana yanlış olduğunu hatırlatanlar olmasa. En çok bundan yoruldun..

Çoğulcu demokrasilerde çareler tükenmez. Bilirsin sen bunları. Senden çok varsa, azı susturmanın türlü yolları vardır. Azınlıkla fikir tartışma misal. Zira durduğun zemin oynak. Yenilirsin. Büyük harflerle konuşmak, düşüklüğe davet etmek de yetmez. Karşında seni olduğun gibi hor gören, ayağını bastığı yeri bilen var. İyisi mi etrafından dolan. Sen değil misin değer olarak kurnazlığı seçen. Elbet bulursun bu işin de bir kolayını.

Tarih boyunca gencecik insanların dövüşe dövüşe düşerek yazdığı mücadele tarihini yok saydın. Bir akıllı sendin, nasıl keşfedememişlerdi hayret! Savaştıklarıyla ittifaklar kurdun. Yeri geldi görmezden geldin, etrafını da seninle birlikte sağırlığa davet ettin. Sustun, fırsatını kolladın, ortamı koklamadan hiç ama hiç gürlemedin. Ölçü mühim! rüzgar döndüğünde çeviklikle ters yöne eğilmen gerekeceğini en iyi sen bilirsin.

Yani seninle yan yana duracak olan, en az senin kadar çevik olmalı. Öyle esnek olmalı ki gerektiğinde..

Bana tanınan ayrıcalık da bu işte. Kurulan ittifakın kolları, kendine yayılmaya uygun alan açma çabasındayken, bileşenlerini ilkeleriyle sınarken, eğilip bükülmeyeceğim, evet bir zerre esnemeyeceğim. Velhasıl bir bizlik yok sen ve ben arasında.

Mücadelesine inanmadıkların bir bir toprağa düşerken, o yıldızların her bir köşesi yüreğimizi boydan boya yararken, boşuna t-shirtlere basılı kızıl yıldızlarda kendine anlam arama, bulamazsın. Sen-miş gibi yaptıkça, biz-miş gibi olmayacağız.

Bir bizlik yok sen ve ben arasında. Bugün kendi kapımın önünü süpürmekle başlamak, buna tekabül etmekte.

Plakasız Araçlara Polis Tacizine Rağmen. Gölgesini Sattırmayacağımız Ağacın Altında Buluşalım -Cihan İnan Bekar

Şişli Kervansaray Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine 1274 nolu sandıkta oyumu kullanmak üzere gittim.

İlk karşılaştığım manzara bahçeye park etmiş plakasız beyaz bir araç oldu. Plakasız aracın fotoğrafını çekmem üzere yandaki belediyeye ait servis otobüsünden bir polis inerek plakasız aracın fotoğrafını “benim arabam, resmi araç çekemezsin” diyerek engellemek istedi. Üzerinde resmi araç olduğunu belirten herhangi bir yazı olmadığını ve plakası olmadığını belirttim, çektim ve oy kullanmak üzere içeri girdim.

şişli

 

Oyumu kullanıp çıktığımda, imza atarken iki sandık görevlisinin farklı bileklikler taşıdığını gördüm ve bileklerin ne olduğunu, ne için takıldığını sordum. beyaz kırmızı bileklik taşıyan kişiden “partililer olarak birbirimizi tanımak için” yanıtını aldım. bunun üzerine hangi partinin işareti olarak takıldığını sordum. yanıtladı. Yüzünü çekmeksizin fotoğrafını çekmek istediğimi söyledim. Kabul etti. Sonra kırmızı bilekliği takan kişiye aynı soruyu sordum. sana ne söylemiyorum yanıtını aldım. sandık basında partililer olarak birbirlerini tanımak üzere bileklik takıyorlarsa ve bu hukuka uygunsa benim de işaretin hangi partiye ait olduğunu sormamın bir sakıncası olmayacağını söyleyerek kendisinin sandık ve seçim güvenliğinden sorumlu resmi görevli olduğunu hatırlattım. Sen niye bunu takıyorsun diyerek anahtarlığımdaki bebeği gösterdi.

Resmi görevli olmadığımı dilediğimi takabileceğimi söyledim. bunun üzerine al çek, yüzümü de çek diyerek elimdeki telefona doğru tuhaf hareketler yaptı. Bu sırada odadaki insanlar da müdahale ettiler. Ve şahitler önünde “al yüzümü de çek diyen kırmızı bileklikli kadın, polisi arıyorum. buradan ayrılmayacaksın” diyerek bağırmaya başladı. Ben de avukatı aradığımı şahitlerin ve kendisinin adını almadan oradan ayrılmayacağımı ifade ettim. 1 dakika kadar sonra ikisi üniformalı kaçı sivil olduğunu bilemediğim bir kitle tarafından etrafım sarıldı ve tanıkların olduğu odadan koridora çıkartıldım.

Polislerin ilk sözü “aşağıda da araçların fotografını çekiyordun” oldu. Seçim yapılan binanın önüne parkeden plakasız aracın fotografını çektiğim için bana hesap sormaya mı geldiğini sordum. Elimdeki telefondaki fotograflara bakıldı ve el koyulmaya çalışıldı. Vermedim. Bu esnada komiser bilmem kim diye birini aradı ya da arıyor gibi yaptı. Ekip çağırdığını söyledi. Dışarı itelemeye başladı. Bu arada başka bir kırmızı bileklikli kadın gelerek leyhime tanıklık etmek üzere beni bırakmadan yanımda duran kadını benden uzaklaştırmaya çalıştı. Ekip çağrıldıysa tanıkların yanında bekleyeceğimi söyledim.

Üniformalı polis tarafından “provokatör”lükle itham edildim. Yanındaki sivil polis “terbiyesiz” dedi. Etraf kalabalıklaştıkça kalabalıklaştı. Polis tekrar itip çekmeye başlayınca dokunmamasını ve elini çekmesini söyledim. Yürü o zaman mukavemet gösterme dedi. Bana dokunmayı kes ve önümden çekil yürüyeyim dedim. Açıldılar.

Bahçeye çıktım. İnsanlar gelip ne olduğunu sordular. Polis başımızda dikilmeye devam etti. Neyi beklediklerini sordum. Karakola mı gidiyoruz dedim. Yok dediler Uzaklaştılar. Oy kullanmak üzere orada olan bir kaç kişi ve ismini güç bela alabildiğim tanığım beni güvenli bir şekilde okulu terk edene dek yalnız bırakmadı. Bir avukatı aradım.

Seçim sandığı başında resmi görevli olduğu halde partilileri kendisini tanısın diye kırmızı bileklik taşıyan ve sorduğum soruya yanıt vermemek için polisleri oraya çağıran, beni provokatürlükle suçlatan, hakarete uğramama ve fiziksel olarak itilip kakılmama neden olan kişinin CHP müşahiti olduğunu öğrendim.

Şemsi paşa pasajında bekçisi oldukları barajın altında kalasıcalar dedim. Şikayetçi olmadım. Oyumu sandık güvenliğine ilişkin haklarımı aradığım için polislere beni tartaklatan bir partiye vermediğim için kendimi bir kez daha sevdim. Velhasıl gölgesini sattırmayacağımız ağacın altında buluşalım.

Kırmızı Maskeli Çocuğa – Cihan İnan Bekar

8 yaşlarında bir çocuk, bakkaldan çıkmış. Elindeki torbada meşrubat şişeleri, bir kalıp peynir ve sokağı kaplayan gaz nedeniyle göremediğim öteberiyle yürüyor kaldırımın kenarından.

10376463_10152448228284802_491096789_o

Her gün yaptığı gibi #Okmeydanı’ndaki Cemevi’nin önünden geçerek evine gidiyor. Yürümekte olduğu yönü ve sokağın o anki halini gözünüzde canlandırabilmek için 9 dakika önce aynı noktadan çekilmiş diğer fotografa bakınız. Az sonra bastığı asfaltı tanıyan küçük adımlarıyla hedef küçültmek için ufacık bedenini öne eğip, hızlıca karşıdan karşıya geçecek ve olağan yürüyüşünü isyanı haykıran bir başka duvarın kenarından sakince sürdürecek. Yüzünde gazdan korunmak için bir bez sarılı. evet.. isyan rengi! Aynı sokaklarda katledile katledile erken büyümüş ağabeyleri ve ablalarının yüzlerine doladıkları gibi, kan kırmızısı.

10361432_10152448228714802_1823154977_o

Bu fotografı çekerken yüzümde gaz maskesi ve kafamda kask vardı. Yine de sokağı kesen bir başka sokağın girişindeki duvarın ardından, kolumla cep telefonunu sokağa uzatarak çektim. Henüz üzerinden çok zaman geçmedi, anımsarsınız. Polis ablukası altındaki bu mahallede, 2 gün önce, hemen yanında olduğum Cemevi’nin bahçesinde #UğurKurt, durduğu yerde polis kurşunuyla vurularak öldürülmüştü. #AyhanYılmaz aynı mahallenin girişinde vuruldu sonra. Belki kurtarılabilirdi. Ama yerde kanadı durdu. Yanı başında duran özel tim geçit vermedi hastaneye götürülsün. Öldü.

Henüz #Soma’nın göçüğü altından çıkamamışken, #Roboski’nin diyeti ödenmemişken, #Reyhanlı haykırırken, #Gezi yaklaşırken.. Öldürüldüler. Ardlarından bu coğrafyada yaşamanın “fıtratında var” diyelim istiyorlar şimdi. Yaslarını isyan eylemeyelim, çocuklar her iklimde düşer toprağa deyip geçelim.. Çocuktur, ölür.

Van’da #Yunus olur, ölür. Altın varaklı tabloları deler son bakışları. Kuzu otlatırken #Ceylan olur, annelerin çiçekli eteklerinde toplanır. 12 yaşında 13 kurşunla avuçları babaların ellerinden düşen #Uğur olur, ölürler. Kimi zaman topluca, kimi zaman tek tek.. Ve çalıştırıldığı inşaatın 8. katında dengesini yitiren #Yılmaz gibi öle öle yaşar direnmek bu memlekette.

İşte bu yüzdendir ki durduğum ‘korunaklı’ yerden ‘kırmızı maske’li çocuğa bakarken aklımdan geçen karman çorman düşünceleri, allak bullak olmuşluğumu ifade edebilecek sözcüklere sahip değilim. Kanıksamaktan değil, Yetmemekten, sözün bitiminden.

Schindler’in Listesi’nin siyah beyaz sokaklarında etrafını kuşatmış tüm vahşeti yararak usulca yürüyen ‘kırmızı paltolu kız çocuğu’nun belleğinizde bıraktığı boğaz düğümleyen sessizlik anlatsın sizlere orada ne duyduğumu.

10377910_10152448228879802_634159959_o

Bugün AKP İzmit Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Bulut’un, “Ülkemizin huzuru için “Yüzünde maske elinde silah olanı öldürmek polisin yetkisi ve görevi olmalı” dediğini okurken, aynı tarifsiz öfkeye belendi gün, bir kez daha. Çektiğim çamur gibi fotograf, coğrafyada hüküm süren zalimlikten daha çirkin olamaz diyebildim kendime. O fotografın içinden geçen çocuğun katlini vacip gören bir devletin, sokakla arasına ‘itidal’li bir mesafe koymuş ‘örnek vatandaşı’ olmak utanılası. Duyun istedim.

O sokakları yalnızlaştırarak hedef haline getirmek, katliamı meşrulaştırmak insanlık suçuna ortaklık. Bilin istedim. Tarih böyle yazacak, bir gün ressamın biri ‘tertemiz bildiğimiz ellerimizi’ kana bulanmış çizecek. Görün istedim.

Kulaklarınıza değil, belleklerinize sesleniyorum.. Katiller, korkuyorlar.. direnişle yeni tanışan bir neslin, on yıllardır katledile katledile isyan geleneği edinmiş koca bir çığla birleşmesinden korkuyorlar. Zulmun artışı, yıldırma amaçlı gözdağları bundan. Şimdi o çığa bedenini siper etme, onunla bir olma zamanı.

“Kırmızılı maskeli çocuğa: sokak arkadaşın #Berkin’in resmini ağırlaşan ellerimizle yakamıza iliştirirken usulca öptüğümüz gibi değil, hayat kokan dirençli yanaklarından öperim çocuk. Şimdi.

 

Cihan İnan Berkar

Son Eklenen Yazılar

Tüm Haberleri Okuyun

Muktedir ve iktidar kavgası – İhsan Hacıbektaşoğlu

İttihat Terakki Partisi ile Hürriyet ve İtilaf Partisi, Osmanlı’dan günümüze bu coğrafyanın geleceğine hükmetti. Çoğu zaman kavgalı, bir o kadar da ortak çıkarlar etrafında biraraya gelebilen böyle siyasi yapılar tarihte az görülür cinstendir. Bu iki siyasi anlayı...
Butonları Göster
Gizle