Özgür Aslanyürek (Adana Kürkçüler)

Antakya Armutlu Ayaklanması, Gezi Parkı ile başlayıp ülkenin dört bir tarafına yayılan eylemlerin önemli bir parçası oldu.

Hatay emekçileri son yıllarda yaşadıklarına ‘Artık Yeter’ diyerek öfkelerini sokağa, eyleme çıkarak gösterdiler. Çünkü iki yıldan daha fazladır Hatay emekçileri, emperyalist savaşı tüm çıplaklığıyla gördü. Hatay, birçok ‘El Nusra-ÖSO’ adı verilen paralı çetelerin konuşlandığı bir üs haline getirildi. Son olarak Reyhanlı katliamıyla halk, yapılan bu provokasyonun halkları birbirine kırdırmaya hizmet ettiğini çok net bir şekilde gördü ve sonrasında yapılan eylemlerle de bunu gösterdi.

Bu eylemler Reyhanlı’daki kardeşlerimizin yalnız olmadıklarını da göstermiş oldu. Eylem sırasında iki kadının konuşmasına tanık oldum. Bir kadın soruyordu; ‘acaba burada, bu kalabalığın içinde de bomba patlatırlar mı?’ Diğer kadın ise ‘yetmedi mi bizi katlettikleri, bugün burada değilse de yarın belki evimizin önünde patlatacaklar’ diye yanıt verdi.

Ve ardından Gezi Parkı eylemlerine devletin sert saldırmasıyla 31 Mayıs tarihinde Taksim’deki eylemler ülke geneline yayılan bir ayaklanmaya dönüştü. Kurumuş olan bozkır tutuştu. Antakya’da da bozkırın tutuşması kaçınılmazdı. 1 Haziran Cumartesi günü Armutlu’da devletin polislerinin mahalleden çatışmalarla kovulmasıyla, tüm inisiyatif halka geçti. Hatay’ın dört bir tarafından gelen işçi, emekçi, öğrenci ve kadınlar bu ayaklanmada tek vücut halinde devlete ve onun polislerine ağır darbeler indirdi.

Elli gün boyunca farklı eylem biçimleriyle ayaklanma sürdü. Özellikle hafta sonları işçi ve emekçilerin yoğun katılımları vardı. Armutlu halkı yasaklanan alana Ulus Meydanı’na, Antakya’nın kalbine yürümek istedi. Bu yürüyüşte kararlı olduğunu günlerce sabaha kadar çatışarak gösterdi. Bu çatışmalarda halk ağır bedeller ödeyerek, büyük bir cüretle gelecekleri için, devrim için savaştı. En ağır bedeli yaşamıyla Abdullah yoldaş ödedi. Armutlu sokaklarında savaşırken O’nun slogan sesleri geliyordu kulaklarımıza. Abdullah yoldaşımız ölümsüzleşmeden önce paylaştığı mesajla, Antakya halkının, gençliğin niteliğini, özlemlerini dile getiriyordu. Şöyle yazmıştı o mesajında; ‘Üç gündür sadece 5 saat uyudum, sayısız biber gazı yedim, üç defa ölüm tehlikesi atlattım ve insanlar ne diyor biliyor musunuz? ‘boş ver ülkeyi sen mi kurtaracaksın?’ evet kurtaramasak da bu yolda öleceğiz. O kadar yorgunum ki üç günde yedi tane enerji içeceği dokuz tane ağrı kesici ile ayaktayım. Sesim kısık vaziyette ama yine saat 6’da alanlardayım. Sadece devrim için.’

Hatay halkı ayaklanmada, semt ve beldelerde de aynı cüreti gösterdi. Samandağ halkı, gençliği her gün sokakları doldurdu. Karakollara yürüdü ve arabalarla Armutlu’daki ayaklanmaya katıldı. Harbiye, Gümüşgöze ve diğer beldelerden yürüyerek insanlar Armutlu’ya geldiler.

Ama özellikle Armutlu halkı evlerini açarak destek verdi. Evlerinden eşyalarını barikatlara taşıdı ve çatılardan tomaların üzerine attı. Özellikle de gözlerimin önünden bir ana hiç gitmiyor. Elinde süt, başında tencere onun da üstüne eşarbını bağlamış ve çatışmada yanımızda yer alıp yaralananlara yardımcı oluyordu.

‘Abdullah Cömert’i, Ali İsmail Korkmaz’ı, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Medeni Yıldırım’ı ve Ethem Sarısülük’ü vurdunuz! Bizi de vurun!’ diyerek devletin toma, akrep ve polisinin üzerine yürüyen cüretli Antakya halkı destanlar yazdı.

Ayaklanmanın tüm Türkiye’de olduğu gibi Armutlu’da da farklı bir evreye dönüşmesini fırsat bilen devlet hemen operasyonlara başladı.

22 Temmuz günü saat 05.00 sularında özel harekat tarafından akreplerle, uzun namlulu silahlarla evim basıldı. Evime girer girmez gözaltı muamelesi uygulanmaya başladılar. Annemi sakinleştirmek için Arapça konuşmama bile karşı çıktılar. Evi öyle bir arıyorlardı ki, gerçekten de elde tutulur bir sey bulacaklarını sandılar. Sanatla ilgilenen birinin evinde ne olabilir ki… Telefonuma, bilgisayarın hardiskine, Lenin’in Ne Yapmalı ve Taylan Işığın Silahlı Halk Ayaklanması kitaplarına üç tane de Mücadele Birliği dergisine el koydular. Kitapların ve dergilerin toplatma kararı olmamasına rağmen… kaşla göz arasında da benim özel birkaç fotoğrafımı aldılar.. O fotoğrafları iddanamle fotoğrafları nasıl bağdaştıracaklarının merakı içerisindeyim doğrusu..

Keyfi olarak defalarca üst aramamız yapıldı. Emniyete götürüldüğümüzde kelepçeler ters takıldığından ellerimizde yaralar oluşmuştu. Gözaltı süremiz dört gün oldu. Çünkü operasyon emri verenler daha bizim iddanameyi hazırlayamamışlardı. Eylemleri bitirme telaşına düştüklerinden, ortada daha ne bir görüntü ne bir iddea varken gözaltına alındık. Ve işte dört günün sonunda komedi oyunlarına taş çıkaracak cinsten bir iddaname hazırlandı. Ortada hiçbir şey yokken adam öldürmeye teşebbüsü bile eklemişler.. Gözaltı süresi boyunca ifade vermediğimiz, imza atmadığımız ve parmak izi vermediğimiz için defalarca darp edildik. Avukatımız gelmeden bir şey yapmayacağımız söylediğimizde hem bize, hem avukatlarımıza hakaretler ediyorlardı.

Karar açıklandıktan sonra bu kez bizi ailelerimize göstermeme telaşına girdiler. En çok sorunu benim çıkartacağımı düşündüklerinden olsa gerek, beni bir odaya aldılar. Kelepçeyi ters takıp tehdit etmeye başladılar. Hepimize tek tek aynı şeyi yapacaklardı amaçları dışarıda bizi bekleyen ailelerimizin yanından başımız eğik sesiz sedasız geçmemizi sağlamaktı. Sesimi duyan arkadaşlar yanıma gelmek istediler onlara da çevik kuvvet müdahale etti.

Biz bunları adliyenin içerisinde yaşarken dışarıda ailelerimize de bir saldırı yapıldığını öğrendik sonradan. Adliyenin önünden çıkartmak istemişler, aileler polis amirleri ile konuşarak çözmeye çalışırken, polisler de bir taraftan kalkanlarıyla bastırmış ve hakaret etmiş. Buna çok fazla tepki gösterdiklerinde polis çareyi görmelerine “izin” vermekle bulmuş. 13 kişi olmamıza rağmen araçlara bindirilmemiz 1 dakika bile sürmedi. Ama ailelerin ve bizlerin coşkusu polislere yine boşa kürek salladıklarını gösterdi. Şu ana kadar vücudumda darp izleri var. Bunlar raporlarda mevcut. Bunları yaparak bu ayaklanmayı bastıracaklarını, bizleri yıldıracaklarını sanıyorlar.

Cuma günü size ulaştırmak istediğim mektuba el konuldu. Suç unsuru taşıyormuş! Her taraftan saldırılarını sürdürüyorlar.. Ama her adımlarında Ali İsmail onlara yeniden yanıt veriyor: “Korkacaksın, Titreyeceksin, Yıkılacaksın Adi Hükümet.”.

Not: tutuklandığımız gün ÖSYM tercih sonuçlarını açıkladı. Ben de sınava girmiştim henüz gerçekte hangi bölümü kazandığımı bilmiyorum. Ama boşta kalmayım diye TMŞ beni Kürkçüler F Tipi Zindanına Uluslararası Devrimler ve Ayaklanmalar Araştırması Bölümüne yerleştirdi

Zafere Kadar Devrim…

Özgür Aslanyürek