Özal Başlattı Erdoğan Bitirdi; Gazeteciliğin Ahval ve Şeraiti / Mehmet Bilber

Gazeteciliğin Kıskacı: Haber/Fiyat İlişkisi Ya Da “Kaç Para Ulan Bir Haber?”

1980’lerin ikinci yarısında yaşanan bir olay gazeteciliğin bugünkü geldiği nokta açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. Ankara Havaalanında gazetecilerle Başbakanın koruma polisleri arasında bir arbede yaşanır. Gazeteciler buna tepki göstermek için fotoğraf makinelerini yere koyarak koruma polislerini protesto eder. Bunun üzerine olay yerine gelen dönemin Başbakanı Turgut Özal yanındaki eşi Semra Özal’a döner ve şöyle söyler: “Ya Semra, bunlar bizim verdiğimiz makineler değil mi?”

Bu olayı, ilkesiz gazetecilik devrinin miladı olarak alırsak, o günden bu yana gazetecilikte yaşanan dejenerasyonun derinliğini daha iyi anlayabiliriz.

Bir yandan iktidar, bir yandan patronaj kıskacı altında yaklaşık 30 yıldır yaşanan dejenerasyona bir de gazetelerin Ankara bürolarını kapatmak gibi toplu bir yöntemle veya birer birer yapılan işten çıkarmalar, işsizlik tehdidini gazetecilerin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallamaya başladı. İktidarın, bizzat başbakanın gazete yöneticilerini arayarak azarlama merhalesine eriştiği baskısı bir yana, tiraj ve reklam gelirlerindeki daralmaya rağmen gittikçe ‘muhabirsiz gazeteciliğe’ evrilen gazeteler, yayınlarına son vermek yerine varlıklarını sürdürdü/sürdürüyor. Bütün bunlara rağmen, gazete patronları bu işi yapmak zorunda mı? Muhabirsiz gazete çıkar mı? Haberin ederi nedir? Bedava haber yapılabilir mi? Gazetecinin patronu kim? Gazete sahibi mi, iktidar mı, okuyucu mu, reklam veren mi? Gazeteleri kim okuyor? İnternet haberciliği ile bağımsız medya yaratılabilir mi?

Ürün; Gazete, Haber

Temel amacı kâr elde etmek olan medya patronun hedefi, kendisine olabildiğince çok kazanç sağlayacak bir metanın üretilmesidir. Ürünün piyasadaki döngüsüyle kâr eden patron için içeriğin ‘toplumsal yararı’nın hiçbir önemi yoktur. Onun tek umursadığı, ‘kasasına yarar’ sağlanmasıdır.

Haber tek başına bir ‘ürün’ değildir. Burada ürün olan şey gazetedir. Kağıdıyla, boyasıyla, fotoğrafları, haberleri, bulmacaları vs. ile gazete, üründür. Okuyucunun ödediği fiyat habere değil gazeteye ödenir. Piyasada gazeteye ödenen fiyat tek başına kâr sağlamaz. Gazetenin fiyatına reklam gelirlerinin de eklenmesiyle kazanç kapısı aralanmış olur. Reklam veren, daha çok ‘tüketiciye’ ulaşmak için gazeteye, gazete sahibi de daha fazla kâr elde etmek için reklam verene muhtaçtır.

Gazete sahibinin çalışanından isteği son derece açıktır: “Daha çok tüketilecek, yani bana daha çok kazandıracak bir ürün ortaya çıkar.” Daha fazla tüketim (tiraj), daha fazla fiyat+reklam geliri, yani daha büyük kâr demektir. Burada, ürünün işçiliğinde yer alan diğer basın emekçilerinden (matbaa işçisinden, şoförüne tüm gazete çalışanlarından) ziyade, asıl konumuz olan muhabirleri ele alacağımızı belirterek devam edelim. Muhabir için ortada çelişki yumağı bir durum söz konusudur. Bir yanda gazetecilik etiği ilkeleri doğrultusunda ‘toplum yararı’ gözeten habercilik varken, öte yanda da patronun kasasını dolduracak, çok satan bir ürün ortaya çıkarma durumu vardır. Buna bir de işsiz kalma korkusuyla çok düşük ücretlerde, zorlayıcı şartlar altında angarya çalışmayı da eklemek gerekir.

Okuyucu Mu Tüketici Mi?

Muhabir hem kendi emek gücünden hem de habercilik ilkelerinden taviz vermekle karşı karşıya kalır. Çünkü haber yeteri kadar ‘para’ etmez, kitlesel okuyucusu olan haber ise sıklıkla iktidarı rahatsız ettiği için sansürün çelik duvarlarına çarpar. Geriye ne şiş yansın, ne kebap mantığıyla hazırlanmış, okuyucu değil ‘tüketici talepleri’ne göre hazırlanmış paçavralardan başka bir şey kalmaz.

Okuyucu entelektüel bir anlam ifade ederken, tüketici bir piyasa unsurunu ifade eder. Okuyucuya tatmin sağlayan şey, bilgi, belge ile fikir veren veya fikirlerini yeniden üretmeye yarayan bir ürünken, tüketicinin tatminini sağlayan şey ise, asıl kullanım amacından öte, ödediği paranın karşılığını optimum sağlayan tatmin edici bir metadır. Tüketici, verdiği para karşılığında hem haber, hem magazin, hem spor, hem bulmaca, hem güzel kadın/yakışıklı erkek fotoğrafları, astroloji günlükleri, iş ilanları olsun ister. Okuyucu gazeteyi ‘tüketirken’ gazeteden edindiklerini yeniden üretime sokarken, tüketici parasının karşılığını alarak günlük doyumunu sağlar.

Teknolojinin gelişimi, bu sayede ucuzlayan haberciliğin aynı zamanda değersizleşmesi, baskı ve sansür yoluyla gazetelerin içinin her geçen gün boşaltılması; gazete alıcılarının arasındaki bu okuyucu/tüketici ayrımında makası tüketici lehine büyüttü. Az sayıdaki okuyucuyu onlarca sayfalık gazeteler içinden cımbızla haber ayıklayan bireylere dönüştürürken bu zahmetli işten kaçınan daha büyük bir kesimi kullan-at tüketici bireylere dönüştürdü.

***

Sonraki yazıda: Gazetenin kâr dışındaki kazancı, devlet-medya ilişkisi, ‘Yeni Türkiye’nin yeni gazetecileri. Gezi’den önce ve sonra medyada ne değişti (ya da değişmedi)? ‘Özgür medya’ Gezi’den sonra ne kazandı? Türkiye’de haberi kim okuyor?